KAR – Bölüm V

 

evsketch

 

Şimdiye dek işler yolunda gitmişti. Evdekilerin görüş alanı dışındaydık ve arabada bıraktıkları adamlarını etkisiz hale getirmiştik. Artık fazla dikkat çekmeden uzaklaşıp eve arka taraftan yaya olarak sızmalıydık.

Yolu tarif ettim. Çevreyi bilen ben olduğum için eve nereden ve nasıl yaklaşacağımıza dair ayrıntıları Eyüp’e anlattım. Kızımın evinin karşı tarafındaki evler tepenin yamacındaydı ve arkalarında başka ev veya yol yoktu. Kızımın evinin tarafında ise evler arkalarındaki sokaktakilerle sırt sırtaydılar ve sadece bahçelerle birbirlerinden ayrılıyorlardı.

Sabahın bu saatinde yollar bomboştu. Benim giriş için gözüme kestirdiğim evin yanındaki bakkala mal getiren bir kamyonet dışında yolda hiç bir hareketlilik yoktu. Yavaşça yanından geçtiğimizde ne bakkal ne de kamyonetin sürücüsü başlarını kaldırıp bakmadılar bile. Girişi yapacağımız yer iki binanın ortak otoparkı olan ve yayaların iki sokak arasında kestirme olarak kullandıkları bir geçitti. Binaların etrafında yüksekçe bir duvar ve girişte de demir bir kapı vardı. Arabayı biraz ileride parkedip etrafı gözden geçirdik

“Tüfeği alacak mıyız? Dikkat çekmeden taşımamız zor,” dedim.

Bagajdaki SPAS ceketinizin altına saklayamayacağınız kadar büyük bir silahtı. Öte yandan o kadar güçlü bir pompalı tüfekti ki onu bulundurmamız büyük bir avantaj sağlayabilirdi. Pompalı kullanımının dışında yarı otomatik olarak da ayarlanabilen bir ölüm makinasıydı. Tetiğe bastığınız anda hiç nişan almasanız dahi önünüzdeki hasmınızı devirmeniz son derece kolaydı. Ancak evin içi gibi dar bir alanda istemeden rehineleri vurma ihtimalinin tabancaya göre yüksek olması da bir handikaptı. Karar vermeliydik.

“Görülmesi riskini göze alalım. Siyah beze sarılı şekilde yanımda taşırsam ve saklamaya çalışmazsam çok dikkat çekmez,” dedi Eyüp.

“Peki içerde bizimkiler için tehlikeli olmaz mı?”

“Ben iki silah taşıyacağım. Eğer seninkileri yakınlarında tutuyorlarsa tabancayı kullanırım.”

Eyüp’ü operasyonlarda görmeyen birine bu söylediği saçma gelebilirdi ama ben gören ve hayatta kalan bir kaç kişiden biri olduğum için onun dediği gibi yapmayı kabul ettim.

“Tamam o zaman.”

İkimiz de tabancalarımızı kontrol ettik ve susturucuları taktık. Tabancayı yağmurluğumun altındaki omuz kılıfına takıp, cebime de delik uçlu mermilerle doldurduğum yedek bir şarjör daha koydum. Bir taraftan dikiz aynasına bakıyordum. Bakkal son kasayı taşıyan adamla beraber içeri girince arabadan indik. Tıpkı eski günlerdeki gibi fazla konuşmadan, hızla hareket ediyorduk. Bagajdaki tüfeği sarılı olduğu bezle beraber alan Eyüp başıyla hadi gidelim anlamında bir işaret yaptı.

Sakin bir şekilde yürüyüp demir kapının mandalını açıp içeriye girdik. Bundan sonrası daha zordu çünkü öteki taraftaki kapıdan çıkıp kızımın evinin yanından sokağa çıkmamızın bir anlamı yoktu. Binaya yakın bir kaç aracın daha parkettiği boşluğa kıvrılıp kör bir noktadan duvarı atlayarak geçmek zorundaydık. Aslında hafta sonu sabahın bu saatinde evinin penceresinden park yerini seyreden birisi olma ihtimali çok düşüktü ama yine de daha bahçeye bile giremeden komşuların dikkatini çekme ihtimali ile gerilmiştim.

***

Neyse ki kimse farketmeden duvarı aşıp bahçeye girdik. Bahçedeki büyük dut ağacı evden görülmemizi engelliyordu.

Yakın ve gerçek bir tehlike olduğunda eğer paniğe kapılmazsanız duyularınız inanılmaz derecede hassaslaşır. Görebildiğiniz alan bir tünel gibi daralsa da algılarınız çok keskin bir hal alır. Zaman ise sanki yavaşlar. İşte ben de o anda bunu yaşıyordum. Her aldığım nefeste bahçedeki çitlere sarılmış hanımellerinin baygın kokularını alabiliyordum. Son derece sessiz yürüyorduk ama ben yine de botlarımızın yumuşak toprakta çıkardığı sesleri duyabiliyordum. Yabancı bir sokakta gezen bir kedi gibi gergin ve tetikteydim.

SPAS’ın katlanabilen dipçiği üzerinde bir çengel gibi kıvrılan taşıma kolu, aynı zamanda geri tepmesi kuvvetli olan bu silahı tek elle kullanabilmeniz için bir destek olarak da kullanılabilir. Eyüp’ün seri bir şekilde dipçiği açıp tüfeği sol eline aldığını ve çengelle desteklediğini gördüm. Tüfek sanki kolunun bir uzantısı gibiydi. Sağ elinde ise tabancası vardı. Ben de tabancamı çıkardım. Ağacın bizi gizleyecek kadar kalın gövdesinin arkasına ulaştık.

Sırtımı yaslandığım ağaçtan tam olarak ayırmadan kıvrılıp eve doğru baktım. Buradan üst kattaki pencerelerden birisini kısmen görebiliyordum. Perde açık ama tül kapalıydı. Arkasında ise adamlardan birinin silüeti fark ediliyordu. Adam elini kaldırıp yüzüne doğru götürdüğü anda cebimde bir cızırtı koptu ve adamın sesini duydum. Telsizi hemen çıkarıp sesini kıstım.

“Şahin, durumunu bildir.”

Şu anda arabada cansız yatan arkadaşlarının adının Şahin olduğunu sanmıyordum. Bu bir kod adıydı. Telsizi bir kaç kez mandalladım. Böylece bir arıza olduğunu ve adamın sesinin ulaşmadığını sanmalarını istiyordum. Penceredeki adam kısa bir kararsızlıktan sonra arkasını dönüp içeri girdi. Neler olduğunu anlayamadığından içerideki arkadaşlarına durumu bildirmeye gitmiş olmalıydı. Bu fırsatı kaçıramazdık. Eyüp’e de elimle işaret edip eğilerek eve doğru koştum. Bu tarafa üst kattakinden başka gözcü bırakacaklarını sanmıyordum. Zaten başka şansımız da yoktu. Ne olursa olsun eve ulaşmamız gerekiyordu.

Kızımı arayıp onu kaçıran adamlardan biriyle görüşmemin üzerinden iki saati aşkın süre geçmişti. Onlar benim çok daha erken gelmemi bekliyor olmalıydılar. Eyüp ile buluşmam yüzünden en az bir saat gecikmiştim ama bu onların beklerken daha fazla gerilmeleri anlamına geliyordu. Kozlar onların elinde olsa da beklemek bu işlerde en zor şeydir.

Binanın yanında pencerelerin hemen altında çömeldik. Pencereden bakarak bizi görmeleri imkansızdı, bunun için birinin bahçeye çıkması gerekirdi ki bunu yapacaklarını hiç sanmıyordum. Yabancı birinin bahçede dolaşması etraftaki komşuların dikkatini çekebilirdi. Bu da onların en son isteyeceği şeydi. Öncelikleri içerinin güvenliğini sağlamak olmalıydı. Sonuçta ellerinde rehineler vardı, evi yakacak ya da körlemesine saldıracak halimiz yoktu.

Altında durduğumuz pencere mutfak penceresiydi. İçeride olan biteni göremediğimize göre bazı tahminlerde bulunup şansımızı denemekten başka çıkar yol göremiyordum. Eyüp’e daha önce evin krokisini gösterip planımı anlatmıştım. O da bu şartlarda planı mantıklı bulmuştu.

Üç kişinin, ellerinde biri çocuk diğeri yetişkin iki rehine ile beni nasıl bekleyebileceklerine dair daha Salacak’tan gelirken bile bir sürü fikir yürütmüştüm. Adamların şu ana dek gördüğüm ekiplerinin çalışma şekillerini de göz önünde bulundurunca tahminim rehineleri yukarda bağlı olarak tutup onların yanında arka tarafı gören yatak odasında bir adamlarını bırakacakları ve farklı noktalardan girilebilecek alt katın girişinin güvenliğini ise iki kişi sağlayacaklarıydı. Arabada bekleyen dördüncü adam ise hem işler ters giderse kaçışlarını hızlı yapabilmelerini sağlayacak hem de yolu gözetleyecekti. Araçta bekleyen adamları ile ilgili tahminim tutmuştu. Üst kattaki gözcü ile ilgili de hem tahminin doğru çıkmıştı hem de yakalanmadan binaya yanaşabilmeyi başarmıştık. Bundan sonrası çok daha zor ve karmaşıktı. Çok fazla şansa ihtiyacımız olacaktı.

Mutfak, giriş katında merdivenlerin altındaydı ama kapısı doğrudan hole bakmıyordu. Salondan merdivenlere doğru giderken sağa doğru uzanan küçük bir koridorun ucundaydı. Girişte holün açıldığı ve alt katın büyük kısmını kaplayan salonun kapı yerine kemer şeklinde çok geniş bir girişi vardı. Alt kattaki iki adamın bu salonda oturarak bekleyeceklerini düşünüyordum. Mutfak penceresinden ses çıkarmadan girmeyi başarırsak bizi son ana dek farketmeyebilirlerdi.

Pencere çerçeveleri PVC olduğundan açmak için çantamdaki bıçağı kullanmam gerekecekti ama bu o kadar kolay bir iş değildi. Kilit mekanizmasına ulaşabilmek için pencerenin tam orta kısmının bir kaç santim altına bir delik açmam gerekiyordu. Bunu yaparken ayağa kalktığımda mutfakta birisi varsa beni hemen görecekti ama bunu göze almak zorundaydım. Bıçağı çıkardıktan sonra ayağa kalktım. Eyüp bahçeden gelebilecek bir tehlikeye karşı etrafı gözetliyordu ama benim pencerede işime başlamamla beraber o da çömeldiği yerden doğrularak cama doğru döndü. Ben sert PVC’yi olabildiğince ses çıkarmadan keserken mutfağa adamlardan biri girerse onu vurabilmek için sağ elindeki tabancayı cama doğrulttu.

İşim çok kolay değildi ama sekiz yıl önce artık çürüyen tahta çerçeveleri alüminyum olanlarla değiştirmediğim için de seviniyordum. Gerçi istesem de alüminyum olana param yetmiyordu ya o da ayrı.

Zihnimi, evin planı, silahların özellikleri, pencereden nasıl gireceğimiz gibi hayati de olsa teknik sorunlarla o kadar yoğun bir şekilde meşgul etmemin bir sebebi de belki kızım ve torunumun durumları ile ilgili hissettiğim dayanılmaz korku ve üzüntümle başa çıkabilme çabasıydı.

Pencerenin yapısını tam olarak bilmem sayesinde bir iki dakikada mekanizmayı itip açmayı başardım. Her iki pervazı da yavaşça gidebildikleri yere kadar açtık. Sessizce tırmandık ve içeriye girdik. Bundan sonrası kıyametin kopacağı dakikalardı artık. Heyecandan göğsüm sıkışıyordu. Eyüp ise son derece uyanık ve sakin görünüyordu ama o hep öyleydi zaten. Tabancamı tekrar elime alıp susturucuyu taktım. Emniyeti açtım. Eyüp’e elimle yukarıyı gösterip sonra da elimi göğsüme vurdum. Ben üst katı alacaktım o ise alt katı.

Benim için dört yıl önceki kabusu tekrar yaşama zamanıydı. O gün karım hayatını kaybetmişti ben ise tüm ailemi. Bugün masum hiç kimse ölmemeliydi. Bu başarısızlık ihtimalinin ölümden daha kötü olduğu bir baskındı. Tereddüt ve acımaya yer yoktu ama öldürmeden etkisiz hale getirebildiklerimiz veya teslim olanları sağ tutup sorgulamak konusunda Eyüp ile önceden anlaşmıştık. Neler olup bittiğini anlayamazsam ailem için bu tehdit hiç bir zaman bitmiş sayılmazdı.

Eyüp sol elinde SPAS sağ elinde tabancası ile koridora girerken ben de arkasından gittim. Önce ben yukarıya çıkacaktım hemen ardından o alt kattakileri etkisiz hale getirecekti. Bir kaç saniye sonra artık dönüşü olmayan noktaya gelecektik. Ondan sonrası sonuç ne olursa olsun çok kısa sürecekti.

 

Devam edecek …

Yorum yapın

Kısa Roman altında arşivlenmiş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.