KAR – Bölüm VIII

yolsketch

 

 

Eyüp’e, Şile otobanına girmesini söyledikten sonra Remzi’nin numarasını aradım. Telefonu hemen açıp konuştu.

“Durum nedir?”

“Mekanı terkettik. Kızımla torunum da yanımdalar —”

“Ayhan sen misin? Eyüp’ün telefonunu mu aldın? Adamlardan hiç birini canlı ele geçirebildiniz mi?”

Çok hızlı konuşuyordu. Sesindeki endişe fark edilmeyecek gibi değildi.

“Maalesef. Son kalan adama teslim oldum ama yeterince bilgi alamadım. Adam Irak ve Suriye ile ilgili bir şeyler sordu.”

“Neden soruyormuş bunları? Ne ilgin var ki senin? En son yirmi yıl falan olmamış mıydı sen oraya gideli?”

“Evet. Evet. Suriye’ye de hiç gitmedim zaten. Dertleri ne anlayamadım. Eyüp son kalan adamı da vurmasaydı belki ondan bir şeyler öğrenebilirdik. Sende neler var?”

Görüşmemizin başından beri ilk kez duraksadı.

“İstanbul’da son bir haftadır bir hareketlilik var. Adamın biri çok para harcıyor ve çevresine bir sürü adam toplamış.”

“Kimmiş o?”

“Iraklı bir kaçakçılık baronunun sağ kolu adam. Uyuşturucu, silah, insan… Her şey var bunlarda.”

“Benimle ne işleri varmış? Neredeymiş bu adam?”

“Esas adam Bekri Hamid. Adam Türkiye’de değil. En güvenilir adamlarını Türkiye’ye göndermiş. Bilgi toplamaya çalışıyorum.”

“Remzi, bu iş artık ölüm kalım meselesinin de ötesinde. Kızım ve torunumun da güvenlikleri tehlikede. Ne yap et işe yarar bir bilgi ver bana.”

“Sen ne yapacaksın bu arada. Bir süre ortada görünme.”

“Niyetim de o zaten. Senden haber bekliyoruz.”

Telefonu tekrar Eyüp’e verdim. Bu arada artık şehir merkezi ortamından çıkmıştık ve yolun etrafındaki renkler griden yeşilin tonlarına dönmüştü. Arada sırada bir köy veya bir kaç çiftlik evi çıkmaya başlamıştı karşımıza. Arabada benim telefonla konuşmam dışında sessizlik hüküm sürüyordu. Elif hala annesine sarılıyordu ama biraz daha rahatlamış görünüyordu. Bebeği ile ilgilenmeye başlamıştı. Hülya ise bir koluyla Elif’i sararken diğer eliyle arabanın kapı kolunu sıkı sıkı tutuyordu. Sanki birazdan duracakmışız da kapıyı açacakmış gibi. Gözleri arabanın camından akıp giden manzaradaydı ama aklının orada olduğunu hiç sanmıyordum.

Bunca travmadan sonra onları bir süre rahat bırakmaya karar verdim. Eyüp’e döndüm.

“Senin ev Polonezköy’ün ne tarafında?

“Bu taraftan gidince köyden sonra yaklaşık on dakika mesafede. Evde hazır bir şey yoktur. Yolda yemek için mola verebiliriz. Gözden uzak tesisler var.”

“Olur.”

Herkesin karnını doyurup kendini biraz toparlaması için iyi olurdu bu mola. Ben de bu arada Eyüp’le biraz konuşma fırsatı bulurdum. Yemek kalitesi önemli değildi. En az müşteri bulunan, en gözden ırak yeri tercih edecektim. Yol kenarındaki tesisleri izlemeye başladım.

 

 

fast food restaurantsketch

 

 

Polonezköy’e yaklaşırken hiç bir tabela görmeseniz bile bir şeylerin değiştiğini farkediyordunuz. Her şey daha derli toplu, daha temiz görünmeye başlıyor. Binalar daha bakımlı, boyalar daha parlak, yollar da daha temiz.

Gözüme kestirdiğim bir tesis görünce Eyüp’e işaret ettim. Benzin istasyonu da olan küçük bir yerdi. Park yeri tamamen boştu. İyi iş yapan bir yer gibi görünmüyordu. Yani tam da benim istediğim gibi bir yerdi.

Restoran girişinin hemen yanına park ettik. İçeriye girerken etrafı inceledim. Restoranın büyük bir bölümü çevresindeki ağaçlar yüzünden yoldan görünmüyordu. Bahçe düzgün biçilmiş çimenlik ve üzerinde patikalar oluşturan taş bloklar ile kaplıydı. Binanın sağı ve solu üçer metre genişliğinde patikalarla arka bahçeye bağlanıyordu. Giriş dışında bahçenin dört bir yanı yüksek ağaçlarla kaplıydı.

Burası self servis bir restorandı. Hülya, Elif’i de elinden tutarak yemeklerin bulunduğu bölüme geçti. Tepsilerine alacakları yemekleri seçerken eğilip Elif’e de soruyordu. Elif de eliyle göstererek ve başını sallayarak cevaplıyordu annesini.

Böylesi benim de işime geliyordu. Biz de Eyüp ile hızlıca yiyecek bir şeyler seçip kenarda bir masaya çekildik.

“Bir planın var mı?” dedi.

“Aslında olayların biraz yatışmasını beklemek ve bu sırada kızımla torunumu tehlikenin dışında tutmak dışında bir planım yok.”

“Kusuruma bakmazsan bir şey soracağım,” dedi Eyüp.

“Sor tabii.”

“Kızınla aranızda ne var?”

“Dört yıldır konuşmuyoruz.”

“Neden? Karını dört yıl önce kaybettiğini duymuştum. Sanırım sen de eve giren ve onu vuran hırsızları vurmuşsun.”

“Doğru duymuşsun. Her zamanki gibi kahraman polis Ayhan suçluları mıhladı.” Kulağa espri gibi gelse de söylediklerim ikimizi de güldürmedi.

“Annesini kurtaramadığın için mi sana kızgın?”

“Hayır. Kocası yüzünden.”

“O da o gün vurulmuştu sanırım. Onu kurtaramadığın için mi kızgın sana?”

“Hayır kurtaramadığım için değil Eyüp. Onu vurduğum için.”

 

 

Devam edecek …

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yapın

Kısa Roman altında arşivlenmiş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.