KAR – Bölüm XIII

 

 

treeflowerssketch

 

Hülya Elif’e kahvaltısını yaptırırken biz de Eyüp’le salondaki cam kapıdan çıkıp bahçede oturduk. Az önce kahya oraya iki bambu koltuk getirmişti.

Bahçenin bu tarafında büyük yassı taşlarla kaplı üç metreye üç metrelik bir bölüm vardı. Üzerinde bir kamelya yoktu ama ortada şu anda kapalı ve bağlı olan büyük bir bahçe şemsiyesi vardı. Bu bölümden bahçenin içlerine biraz daha küçük taşlardan oluşan patikalar uzanıyordu. Bu patikaların kenarlarında sarı ve beyaz yaseminler ve bol çiçek veren bir kaç küçük leylak ağacı vardı. Bahçenin bu tarafında bir tenis sahası büyüklüğünde bir bölümde bu saydığım çiçekler dışında ağaç yoktu. Bu bölüm tamamen çimenlerle kaplıydı. Bahçeyi saran dikenli teller her iki taraflarında dikili düzgün biçilmiş lükstrümler sayesinde neredeyse görünmüyor ve gözü rahatsız etmiyorlardı. Lükstrümlere tırmanmış aslan ağızları henüz çiçeklerini açmamışlardı. Bahçenin köşelerinde küçük metal direklerde güvenlik kameraları vardı. Aralarında büyük bir ağaç olmadığından bu kameralar dikenli telleri kesintisiz görebiliyor olmalıydılar.

Benim gözlerimle bahçeyi taradığım bir kaç saniye içinde Eyüp’de beni seyrediyordu.

“Beş saniye içinde tüm bahçenin krokisini çıkardın sanırım.”

“Alışkanlık işte,” dedim.

Keyifli bir sohbetin zamanı olmadığını ikimiz de biliyorduk.

“Artık tüm ülkede aranan bir adamsın. İşimiz iyiden iyiye zorlaştı.”

“Burada böyle oturup bekleyemem Eyüp. Bir an önce İstanbul’a dönüp onlar eninde sonunda bizi bulmadan benim bir şeyler öğrenmem lazım.”

“Haklısın ama çok riskli bir hareket olacağını da biliyorsundur.”

“Tabii ki biliyorum ama beklemek de riskli. Şimdilik kızım ve torunum için en güvenli yer burası gibi. İstanbul’a gidebilmem için seninkinden başka bir araç bulabilir miyim?”

“Kahya’nın arabasını alabilirsin.”

***

Kahya’nın adı Metin’di. Adam bana arabanın anahtarıyla beraber ruhsatı da verdi. Oldukça yeni ve bakımlı metalik gri bir Ford Focus’tu araba.

Eyüp çalışma odasından bir tane cep telefonu getirip vermişti bana. Telefon kriptolu değildi ama sahte isimle alınmış klonlanmış bir hattı vardı.

Yola çıkarken kızım ve Elif’le vedalaşmadım. Eyüp’ten kızıma durumu anlatmasını rica ettim ve Elif’e el sallayıp arabaya bindim.

***

Hem benzin almak hem de ufak bir iki alışveriş yapmak için daha önce yemek için uğradığımız tesise gitmeyi planlıyordum. Yaklaştığım zaman yine tenha olduğunu gördüm ve benzin pompalarının olduğu yerdeki marketin önüne yanaştım.

İçeri girdiğimde önceki gelişimizde restoranda çalışan sarışın kadının bu kez marketteki kasada olduğunu farkettim.

Burası, küçük bir market olmasına rağmen oldukça düzenliydi ve en önemlisi de güneş gözlüğü, şapka gibi tatilcilerin ihtiyacı olabilecek eşyaların olduğu küçük bir kıyafet reyonu vardı.

Siyah bir beyzbol şapkası ve genişçe bir güneş gözlüğü alıp sepete koydum. Kareli desenli spor bir gömlek, bir kot pantolon ve avcıların ve trekkingcilerin kullandıklarına benzer kolsuz bir anorak aldım. Spor bir ayakkabı ve yedek bir kaç çorabı da sepete koyduktan sonra kasaya doğru ilerledim.

Benden başka hiç müşteri yoktu. Kadın da beni tanımış gibiydi. Hafifçe gülümseyip “hoş geldiniz,” dedi.

Özellikle yüzüme bakmıyor gibi bir hali vardı. Eşyaları barkod okuyucudan geçirirken sanki çok dikkat gerektiren bir iş yaparmışçasına önündeki ekrandan gözlerini ayırmıyordu.

Kasanın hemen yanında döner bir gazeteliğe belli başlı gazeteler ve bir kaç dergi yerleştirilmişti.Kadın son eşyaları da kasadan geçirirken iki tane gazete ve hafta sonu eklerini de alıp uzattım.

Bu kez başını kaldırıp gözlerime baktı ve gazeteleri elimden alırken “gündemi yakından takip etmek istiyorsunuz sanırım,” dedi.

Griye çalan mavi gözlerini kısmış hafif bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Ben de bu bakışa karşılık verdim. Gözlerimi gözlerinden ayırmayarak “borcum ne kadar?” diye sordum. Önündeki monitörü bana doğru çevirerek toplam ücreti söyledi.

“Nasıl ödeyeceksiniz? Kredi kartı mı yoksa nakit mi?” diye sordu.

Cevap vermeden cebimdeki parayı çıkarıp saymaya başladım. Hala yüzüme bakıyordu. Sanki bir şey söylemek istiyor da söyleyemiyor gibiydi.

Sonunda kararını verip konuştu.

“Eyüp beyin eski arkadaşı mısınız?”

Bu soruya gerçekten şaşırmıştım. Eyüp buraya sık gelemediğini söylemişti. Bir yandan mesleği dolayısıyla çok fazla dikkat çekmeyi sevmeyen bir tarzı vardı.

“Hem de çok eski,” dedim.

Bu kadında ilk gördüğüm anda edindiğim olumlu bir izlenim vardı. İç güdülerime güvenmeyi seçtim.

“Ya siz? Eyüp eski bir müşteriniz mi?”

“Değil aslında. Buraya çok fazla uğramaz ama eski bir arkadaşlığımız var. Siz onun diğer arkadaşlarına pek benzemiyorsunuz da.”

Gazeteleri bir arada tutarak alışveriş poşetine sıkıştırdı.

“Bugün bulmaca eki hediyesi var,” dedi.

Uzanıp bir bulmaca dergisi aldı ve onu da poşete koydu. Sanki kazara açılmalarını engellemek ister gibi davranıyordu. Etrafa bir göz gezdirdi ve kimse olmadığını görünce konuşmaya devam etti.

“Yanınızdaki bayan sanırım kızınızdı. Diğeri de torununuz. Yanılıyor muyum? Eyüp beyin çok genç kız arkadaşları olur bazen ama o bayan onlara hiç benzemiyordu.”

“Eyüp’le uzun süredir görüşemediğim için arkadaşlarını pek tanımıyorum. Bu arada evet onlar kızım ve torunumdu.”

“Eyüp beyin bir kızı var mı? Evli mi acaba? Bilirsiniz buralara bazen kaçamak için gelir insanlar. Neyse sanırım çok konuştum. Sizin yolunuz da uzun olmalı. İyi günler.”

“Teşekkür ederim. Hiç sorun değil. Sizinle sohbet etmek güzeldi.”

Poşetlerimi arabaya yerleştirdikten sonra pompalardan birine yanaşıp depoyu doldurttum.

Kıyafetlerin olduğu poşeti yanıma alarak istasyonun tuvaletine girdim. Etrafta hiç kimse yoktu. Yeni aldığım kot pantolon, gömlek ve anorağı giydikten sonra eski kıyafetlerimi poşete yerleştirdim. Beyzbol şapkasını taktıktan sonra aynanın karşısına geçtim. Şapkanın önünü biraz aşağı doğru çekince yüzümü kısmen gizliyor ve çok dikkat çekmiyordu. Güneş gözlüğünü de taktım. Gösterişli veya çok alışılmadık bir model değildi ama gözlerimi tamamen kapatıyordu. Bu şekilde çok dikkatli bakılmadıkça tanınmam zordu.

Oradan ayrılıp tekrar yola çıkarken kadının söylediklerine bir anlam vermeye çalışıyordum. Acaba daha önce Eyüp’le bir gönül ilişkisi mi olmuştu bu kadının?

Bir süre sonra telefonumu çıkarıp ezbere bildiğim bir numarayı çevirdim. İstanbul’a varmama henüz bir saatten fazla zaman vardı ve orada bir polisle buluşacaktım. Telefon ikinci çalışında açıldı.

“Uygun bir mekan söyle. Görüşmemiz lazım,” dedim.

Sesimi tanıdı. Zaten aramamı bekliyor olmalıydı. Böyle bir durumda İstanbul emniyetinde olup bitenlerle ilgili bilgi alabileceğim ve güvenebileceğim tek adamdı. Beyoğlu’nda çalışıyordu.

“Ne kadar sürer buraya varman?”

“En fazla bir buçuk saatte Altunizade’de olurum.”

“İki saat sonra Yıldız Sarayı’ndaki Malta Köşkü’nde buluşalım.”

“Tamamdır.”

Benim telefonum değilse bile onunkinin dinlenme ihtimaline karşı fazla ayrıntıya girmemeye çalışıyordum. Telefonu kapatıp yola devam ederken kafam karmakarışıktı. Sanki zamana karşı yarıştığımı hissediyordum. Bu işi çözemezsem kızımın ve torunumun hiç bir yerde uzun süre güvende olamayacaklarını biliyordum.

Devam edecek…

 

 

 

Yorum yapın

Kısa Roman altında arşivlenmiş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.