Lanet IV.Bölüm

insidetower1

 

 

Konukların gelir gelmez hastalarını görmek istemeleri, Radu’yu çok şaşırtmıştı. Doktor, Vlad’ın önce biraz dinlenmeleri ve bir şeyler yiyip içmeleri teklifini kibarca geri çevirip, Anton’u hemen görmek için ısrar etmişti. Böylesi bir havada, bunca yoldan sonra dinlenmeden işe koyulmak istemeleri inanılmazdı.

Oyuncağını kaybetmek istemeyen bir çocuk gibi çantasına sıkı sıkı sarılan doktor Polidori’nin, davranışları dışında görünümü de garipti doğrusu. Kısacık boyuna inat kolları ve bacakları o denli orantısız uzunlardı ki sanki pantolonunu göğsüne kadar çekmiş bir çocuk gibi görünüyordu. Dalgalı ve uzun siyah saçlarının arasında upuzun bir yüz uzanıyordu. Konuşmak için ağzını açtığında, çenesi göğsüne dokunacak gibi oluyordu. Uzun ince ve hafif köprülü olan burnunun üzerinde siyah demirden bir kancaya tutturulmuş bir çift cam duruyordu. Yeşile çalan bu kalın camların ardında, adamın kahverengi gözleri olduklarından çok daha küçük görünüyorlardı. Radu buna benzer bir şeyi daha önce sadece iki kez görmüştü. Prens Vlad ile beraber gittikleri Floransa’daki bir piskopos ve yine Pisa’daki bir doktorda ama ikisinde de bu camları kulaklarının arkasından geçerek bağlayan ipler varken Polidori’ninkiler adamın burnunun üzerine sıkıştırılmış olarak duruyordu. Kafasındaki siyah deri şapkanın  geniş kenarlarının üzerinden yağmur suları oluk oluk akıyordu.

Konuklarının eşyalarını Vlad’ın onlar için hazırlattığı odalarına gönderdikten sonra Anton’un güney kulesinin bodrum katındaki odasına doğru beraberce yürümeye başladılar. Şatonun, seçilmiş bir avuç görevliden başka kimsenin giremediği derin dehlizlerinde ilerlerlerken, Radu bir yandan da konukları daha iyi tanımaya çalışıyordu. Onun için önemli olan bu adama güvenip güvenemeyeceği idi ve o alışılmadık görünüşüne rağmen doktorda tedirgin edici bir yön görememişti. Yine de bir gözü hep adamın üzerinde olacaktı. Radu sadece dev gibi cüssesi ve büyük cesareti sayesinde baş muhafız olmamıştı. Tedbirli ve dikkatli olmayı iyi bilirdi.

Çok geçmeden Anton’un kaldığı odaya ulaştılar. Kapıyı açıp içeri girdiklerine Anton yatağındaydı. Yanında Magda isimli çok yaşlı bir şifacı kadın vardı. Şömineden yansıyan sıcak ışığa rağmen, delikanlının vücudu bir parşömen kadar beyaz görünüyordu. Yüzüstü uzanmıştı ve soğuk terlerle ıslanmış, çıplak sırtında simsiyah kanla dolu altı tane sülük vardı.

Polidori bu manzarayı görür görmez çantasını açıp kahverengi cam bir şişe çıkardı. Çantasını, asistanı olduğunu söylediği Mina isimli genç kadının eline tutuşturup, cebinden çıkardığı mendile bu şişedeki sıvıdan döktü ve mendili Anton’un sırtındaki sülüklerin üzerine bastırdı. Daha sonra yine çantasından çıkardığı cımbıza benzer bir aletle sülükleri birer birer sökerek kapağını açtığı bir şişeye koydu ve şişenin kapağını tekrar kapattı. Radu, doktorun bu telaşlı hareketlerini odasının tavanında gördüğü uzun bacaklı siyah örümceğin ağ örerkenki hallerine benzetti.

Mina ise bir yandan elinde ağzı açık olan çantayı tutarken bir yandan da olup bitenleri büyük bir dikkatle izliyordu. Sürekli kemirip durduğu alt dudağını neredeyse kanatmak üzereydi. Öne doğru eğilerek Anton’u daha iyi görmeye çalışırken, ister istemez, diğerlerinin görebilmelerini engelliyordu. Herkes yatağın çevresinde toplanınca, ışığın ulaşamadığı delikanlıyı görmekte zorlanmaya başladılar.

Radu şöminenin üzerindeki şamdanı alarak yaktı ve yatağın başına getirdi. Üç büyük mumun sağladığı ışıkta, sülüklerin söküldüğü yerlerde, altı kanayan ağız oluştuğunu gördüler.  Radu şamdanı yatağın kenarındaki rafa yerleştirdi.

“Bana yardım eder misiniz lütfen!” diye Radu’ya seslendi Polidori.

Radu, Vlad ile bir an göz göze gelip onun onayını da alınca doktorun talimatıyla Anton’un kollarından tuttu. Delikanlının nemli bilekleri Radu’nun avucundan kayıveriyordu. Anton’un cildi bir ölü kadar soğuk ve bir yılan derisi kadar kaygandı.

Polidori çantasından çıkardığı bir bıçakla kemerinden ince deri parçaları kıymaya başladı. Bunları kanayan yaraların üzerine dikkatlice serpti. Şöminedeki ateşin kenarlarından bir parça külü de bıçağıyla alıp yaraların üzerine döktü. Kanama yavaşlamıştı. Tüm bunlar olurken Anton neredeyse hiç kıpırdamamıştı ve küllerin yaralarına dokunduğu anda çıkardığı zorlukla duyulabilecek bir inleme dışında sessiz kalmıştı.

“Özür dilerim efendim ama neredeyse her hastalıkta kullanılan bu sülükler oğlunuz için çok sakıncalı. Lütfen telaşlı davranışımı mazur görün,” dedi Polidori.

Radu, Vlad’ın duruma hiç sinirlenmediğini görebiliyordu. Adam o ana dek oğlunun tedavisinde başarılı olamayan Magda’ya odadan çıkmasını işaret etti.

Polidori, gözünü hastasından ayırıp odayı incelemeye başladı.

“Bu oda ve tüm bodrum katı hiç güneş ışığı almıyor anladığım kadarıyla. Bu durumda havası nasıl bu kadar temiz? Duvarlarda neden hiç küf yok?”

Vlad doktorun sorusu üzerine eliyle duvarlarda tavanın hemen altında ve zeminin hemen üzerinde olan mazgalları göstererek, “burası için özel bir havalandırma sistemi yaptırdım,” dedi.

“Bu odaya yakın bir çalışma odası istiyorum efendim.”

Polidori’nin bu sorusu üzerine kısa bir sessizlik oldu. Radu da Vlad’ın nasıl bir cevap vereceğini çok merak ediyordu. On altı yıldır bu odanın bulunduğu bölümde kalmak bir yana buraya girebilen kişi sayısı bile beşi geçmemişti.  Gözlerini prense çevirdi.

Vlad derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini oğlundan bir an bile ayırmadan cevap verdi.

“Sanırım buna izin verebilirim.”

 

Devam edecek…

 

 

 

 

 

Yorum yapın

Kısa Roman altında arşivlenmiş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.